Halid Bin Velid, hicretten 35-39 yıl kadar önce 583-587 yıllarında Mekke’de doğdu. Soyu yedinci göbekten dedesi Mürre’de Resûl-i Ekrem’in sallallahu aleyhi ve sellem soyu ile birleşir. Babası Velid Bin Muğire Kureyş kabilesi arasında seçkin bir kişiydi. Annesi Lübâbe es-Suğrâ Esmâ binti Hâris, Hz. Abbas’ın karısı Ümmü’l-Fazl Lübâbe el-Kübrâ bint Hâris ile Hz. Peygamber’in sallallahu aleyhi ve sellem hanımlarından Meymûne bint Hâris’in baba bir kız kardeşidir. Hâlid’in mensup olduğu Kureyş kabilesinin Mahzûmoğulları kolu hilfü’l-ahlâfa bağlı olmanın yanı sıra kubbe (savaş için para ve silâh toplanan çadır) ve “e‘inne” (süvari birliği) ile ilgili vazifeleri, ayrıca Kureyş’in süvari birliği kumandanlığını da üstlendiği için askerî gücü elinde bulunduruyor, aynı zamanda diğer Kureyş kabileleri gibi ticaretle meşgul oluyordu.HALİD BİN VELİD’İN ÇOCUKLUĞUHalid Bin Velid doğumundan sonra, Mekke’deki geleneğe uyularak temiz ve sağlıklı bir iklimde yetiştirilmek üzere çöldeki bir ailenin yanına verildi. Beş altı yaşına ulaşınca Mekke’ye ailesinin yanına döndü. Oğlunun yetişmesine büyük önem veren babası ona bütün Arapların sahip olmak istedikleri kahramanlık, cesaret ve cömertlik gibi iyi hasletleri telkin etmeye, Mugīre soyundan gelen bir Mahzûmlu olduğunu ve bu soyla övünmesi gerektiğini zihnine yerleştirmeye başladı. Kabilesinin yürüttüğü e‘inne vazifesinin bir gereği olarak ata binmeyi, ok, yay, mızrak, kalkan ve kılıç kullanmayı, süvari birliklerini sevk ve idare etmeyi öğrendi. Spor yaparak güçlü bir fiziğe sahip oldu. Çocukluğunda akranı olan Hz. Ömer ile güreş tuttuğu, onu yendiği ve bacağının kırılmasına sebep olduğu rivayet edilir. Hâlid, bu yıllarda zaman zaman diğer Kureyşli zengin çocukları gibi ticaret kervanlarıyla Suriye, Irak, Medâin, Mısır ve Yemen’e gitti. Onun yetişme çağında okuma yazma öğrendiği ve Müslüman olduktan sonra Hz. Peygamber’in sallallahu aleyhi ve sellem kâtipleri arasında yer aldığı bilinmektedir.MÜSLÜMANLARA KARŞI MÜCADELESİİslâm davetini Câhiliye devrinin âdet ve geleneklerini yıkan, kabile gurur ve asabiyetini ortadan kaldıran bir hareket olarak değerlendiren Halid Bin Velid radıyallahu anh İslâm dinine karşı düşmanlıkta, Hz. Muhammed’e sallallahu aleyhi ve sellem ve ona inananlara karşı nefrette babası, diğer kabile mensupları ve Kureyş ileri gelenleri gibi düşünüyor ve hareket ediyordu. Bu düşmanlığın ve mücadelenin öncülüğünü yapan kabilesi, hicretten sonra Müslümanlara karşı başlayan silâhlı mücadelede kubbe ve e‘inne vazifelerinin tabii sonucu olarak aktif görevler üstlendi. Hâlid’in, hicretten on dokuz ay sonra 13 Mart 624’te yapılan Bedir Savaşı’na iştirak edip etmediği bilinmiyor. Bedir’de Müslümanlara esir düşen kardeşi Velid Bin Velid’i kurtarmak için savaştan sonra diğer kardeşi Hişâm ile Medine’ye giden Hâlid fidyesini ödeyerek kardeşinin serbest bırakılmasını sağladı ve birlikte Mekke’ye dönmek üzere yola çıktılar. Müslüman olmaya karar veren Velîd yolda kardeşlerini bırakıp Medine’ye kaçtı. Bu olaya çok sinirlenen Hâlid Medine’ye döndü ve Velîd’i zorla Mekke’ye götürerek hapsetti. Ancak Velîd hapisten kaçıp tekrar Medine’ye gitti. Hz. Peygamber Velîd’i, Kureyş’in elinde bulunan Ayyâş b. Ebû Rebîa ile Seleme b. Hişâm’ı kurtarıp Medine’ye kaçırmak üzere görevlendirdi. Velîd’in onları Mekke’den gizlice kaçırdığını öğrenen Hâlid peşlerine düştüyse de Mekke’ye eli boş olarak döndü.Halid Bin Velid, 23 Mart 625’te Uhud Savaşı’ndan başlayarak Kureyş ordusunda süvari birliğinin kumandanlığını yapmaya başladı. Müslümanların lehine sonuçlanmak üzere devam eden Uhud Savaşı’nda, Resûl-i Ekrem’in sallallahu aleyhi ve sellem kesin emrine rağmen bazı Müslümanların Ayneyn tepesinden ayrıldığını görünce İslâm ordusuna arkadan hücum ederek savaşın neticesini değiştirdi. 627 yılındaki Hendek Savaşı’nda da Kureyş ordusunun süvari birliğinin başında bulunan Hâlid zaman zaman hendeği aşmaya çalıştı. Hz. Peygamber’in sallallahu aleyhi ve sellem çadırı hizasındaki bölgeden şiddetli bir saldırıya girişti; ancak gece yarısına kadar devam eden bu saldırıdan bir sonuç alamadı. Hendek Gazvesi’nden sonra Mekke’ye dönen Kureyş ordusunun arkasını emniyete alma vazifesini Amr b. Âs ile birlikte yerine getirdi. Hicretin 6. yılında umre yapmak niyetiyle Hudeybiye’ye gelen Resûl-i Ekrem’i sallallahu aleyhi ve sellem ve Müslümanları Mekke’ye sokmak istemeyen Kureyşliler, Usfân önünde bulunan Gamîm adlı tepeye yerleştirdikleri 200 kişilik bir süvari birliğine Halid Bin Velid’in kumanda etmesini kararlaştırdılar. Ashabı ile öğle namazı kılarken seyrettiği Hz. Peygamber’e ansızın hücum etmeyi düşünen Hâlid bunu bir başka namaz vaktinde gerçekleştireceğini askerlerine söyledi; ikindi namazında Resûlullah’ın korku namazı (salâtü’l-havf) kıldırdığını görünce de, “Bu adam korunmuştur” diyerek Hz. Peygamber’e sallallahu aleyhi ve sellem karşı düşmanlığının ve küfürdeki ısrarının artık sona ermesi gerektiğini âdeta itiraf etti. Hâlid, Hudeybiye Antlaşması’ndan bir yıl sonra umretü’l-kazâ amacıyla Mekke’ye gelen Resûl-i Ekrem’le sallallahu aleyhi ve sellem karşılaşmak istemediği için şehirden ayrıldı.HALİD BİN VELİD’İN MÜSLÜMAN OLMASIUmretü’l-kazâ için Hz. Peygamber’le sallallahu aleyhi ve sellem birlikte Mekke’ye gelen Velîd kardeşi Hâlid’i radıyallahu anh bulamayınca kendisine verilmek üzere bir mektup bıraktı. Bu mektupta, İslâmiyet’i kabul etmemesini ve bu dinden uzak durmasını hayretle karşıladığını belirttikten sonra Resûlullah’ın sallallahu aleyhi ve sellem kendisini sorduğunu ve “Hâlid gibi bir insanın İslâm’ı tanımaması ne tuhaf! Keşke o, gayret ve kahramanlıklarını Müslümanların yanında müşriklere karşı gösterseydi; bu kendisi için çok daha hayırlı olurdu. Biz de onu başkalarına tercih ederdik” dediğini bildirdi. Kardeşinin mektubunu okuyunca Müslüman olmaya karar veren Halid Bin Velid, Osman b. Talha ve Amr b. Âs ile birlikte 31 Mayıs 629’da Medine’ye gitti. Mescid-i Nebevî’de Hz. Peygamber’in sallallahu aleyhi ve sellem huzurunda kelime-i şehâdet getirerek Müslüman oldu. Bunun üzerine Resûlullah, “Seni doğru yola ulaştıran Allah’a hamdolsun! Seni yalnızca hayra ulaştıracağını umduğum bir aklın olduğunu biliyorum” dedi. Hâlid, günahlarını bağışlaması için Allah’a dua etmesini kendisinden isteyince Hz. Peygamber, “İslâmiyet daha önceki günahları siler” cevabını verdi. Hâlid radıyallahu anh öyle de olsa dua etmesini isteyince Resûl-i Ekrem aynı cevabı tekrarladı. Bu cevaba rağmen, “Öyle de olsa yâ Resûlellah dua buyursanız” deyince Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem, “Allahım! Daha önce yaptıklarından dolayı Hâlid’i bağışla!” diye dua etti. Resûl-i Ekrem, ensarın ileri gelenlerinden Hârise b. Nu‘mân’ın kendisine bağışladığı Mescid-i Nebevî civarındaki evlerden birini Hâlid’e verdi. Evin darlığından şikâyet edince de, “Binayı yukarıya doğru yükselt; Allah’tan da genişlik iste” dedi.HALİD BİN VELİD’İN MÜSLÜMAN OLDUKTAN SONRA KATILDIĞI İLK SAVAŞHâlid radıyallahu anh Müslüman olduktan sonra üç yıl kadar Hz. Peygamber’in sallallahu aleyhi ve sellem emrinde ve sohbetinde bulundu. Müslüman olarak katıldığı ilk savaş Eylül 629’da yapılan Mûte Savaşı’dır. Hâlid radıyallahu anh bu savaşta, İslâm ordusunu Bizans ordusunca imha edilmekten kurtardı. Medine’ye dönünce Resûl-i Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem kendisine “seyfullah” (Allah’ın kılıcı) unvanı verdi.
11 Ocak 630’da gerçekleştirilen Mekke’nin fethinde, dört kol halinde şehre giren İslâm ordusunun sağ kol birliğinin kumandanlığını yaptı. Handeme dağının eteklerinde, kumandanlığını Safvân b. Ümeyye’nin yaptığı Kureyş birliğini kısa bir sürede bozguna uğratarak şehrin fethi sırasındaki tek mukavemeti kırdı.
16 Ocak 630 günü Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem onu Nahle vadisinde bulunan Uzzâ putunu yıkmakla görevlendirdi. Hâlid radıyallahu anh Nahle’ye ikinci gidişinde putu yıkıp Resûl-i Ekrem’in yanına döndü. Mekke’nin fethinden sonra çevredeki bazı kabileleri İslâm’a davet amacıyla seriyyeler gönderen Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem, 350 kişilik bir ordunun başına Hâlid’i radıyallahu anh tayin edip Benî Cezîme kabilesi üzerine Gumeysâ’ya gönderdi. Kabile mensuplarının, “Dinimizi değiştirdik” şeklindeki sözlerinden onların Müslüman olduklarına kani olmayan Halid Bin Velid radıyallahu anh öldürülmelerini emretti. Bu olaya üzülen Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem, “Allahım! Ben Hâlid’in yaptıklarından berîyim” dedi ve Hz. Ali’yi radıyallahu anh Cezîme kabilesine gönderip öldürülen otuz kişinin diyetlerini ödetti. Hâlid’i radıyallahu anh kınamakla birlikte cezalandırmadı ve kumandanlık görevinden de azletmedi. Hâlid radıyallahu anh Huneyn Savaşı’nda hafif yaralandı. Kendisini ziyaret eden Resûl-i Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem bir süre sonra, Huneyn’de yenilip Tâif’e kaçan Sakīfliler’i takip etmekle görevlendirerek 100 kişilik bir süvari birliğini onun emrine verdi; ardından kendisi de Tâif’e gitti.HALİD BİN VELİD’İN PEYGAMBERİMİZİN EMRİNDE KATILDIĞI SON SAVAŞHalid Bin Velid’in radıyallahu anh Resûlullah’ın sallallahu aleyhi ve sellem emrinde katıldığı son savaş Tebük Seferi’dir. 630 yılında vuku bulan bu sefer esnasında bir savaş olmayınca Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem tarafından bir askerî birlikle Tebük’ten Dûmetülcendel’e, Ükeydir b. Abdülmelik’in üzerine gönderildi. Bu görevini başarıyla tamamlayıp dönen Hâlid radıyallahu anh, Temmuz 631’de 400 askerle Necran’a giderek Hâris b. Kâ‘b kabilesini İslâm’a davet etmekle görevlendirildi. Hâlid radıyallahu anh, adı geçen kabilenin daveti kabul ederek Müslüman olduğunu haber veren ve ne yapacağına dair tâlimat beklediğini bildiren mektubuna cevap olarak Hz. Peygamber’den aldığı yazılı emir üzerine bu kabileden bir heyetle birlikte Medine’ye döndü. Heyet mensuplarını evinde on gün kadar misafir edip ağırladı. Aynı yıl Vedâ haccına iştirak etti.SAHTE PEYGAMBERLER VE MÜRTEDLERLE MÜCADELEHalid Bin Velid radıyallahu anh irtidad hareketlerine karşı Hz. Ebubekir’in radıyallahu anh yanında yer aldı. Ağustos veya Eylül 632’de Zülkassa’ya gitmek üzere Necid’e doğru hareket eden halifenin yanında, Fezâre kabilesinin zekât mallarına el koyup Medine’ye gönderilmesine engel olan Hârice b. Hısn el-Fezârî kumandası altındaki âsilerle yapılan Zülkassa Savaşı’nda ordunun sancaktarlığını yaptı. Bu küçük çatışmadan sonra Hz. Ebubekir radıyallahu anh, diğer mürtedlerle savaşmak üzere hazırladığı 4000 kişilik ordunun başına Hâlid’i radıyallahu anh başkumandan tayin etti. Hâlid radıyallahu anh, 19 Eylül 632’de, peygamberlik iddiasında bulunan Tuleyha b. Huveylid el-Esedî’nin üzerine yürüdü. Büzâha’da yapılan savaşta mürtedler öldürüldü, Tuleyha ise kaçtı. Hâlid daha sonra, zekât vermeyi reddeden Temîm kabilesiyle savaşmak üzere Bütâh’a gitti. Bazı mürtedlerle kabilenin reisi Mâlik b. Nüveyre’yi öldürdü; karısı Ümmü Mütemmim ile evlendi. Peygamberlik iddiasında bulunan Secâh, Hâlid’in mürtedlere karşı başarı kazandığını görünce iddiasından vazgeçerek bu bölgeden ayrıldı ve Yemâme’ye Müseylimetülkezzâb’ın yanına giderek onunla evlendi.
Hâlid radıyallahu anh, Resûl-i Ekrem’in sallallahu aleyhi ve sellem nübüvvetine ortaklık iddiasında bulunan ve bazı hokkabazlıklarla kendisine bir meleğin vahiy getirdiğini iddia eden Müseylime’nin ortadan kaldırılması için Bütâh’tan Yemâme’ye hareket etti. Yolda Müseylime ve kabilesi Benî Hanîfe’nin Akrabâ adlı yerde toplandıklarını haber alınca o tarafa yöneldi; şiddetli bir savaştan sonra mürtedlerin başı ve ileri gelenleri öldürüldü. 633 yılı başında sona eren ve tarihe Akrabâ Savaşı olarak geçen bu çarpışmada yetmişi muhacir, yetmişi ensardan olmak üzere 600’den fazla şehid verildi. Hâlid, savaştan sonra Benî Hanîfe kabilesinden bir heyeti Medine’ye Hz. Ebubekir’e gönderdi. Bazı rivayetlere göre bu heyetle birlikte kendisi de Medine’ye dönmüştür.HALİD BİN VELİD’İN KABRİ NEREDEDİR?Hz. Ömer radıyallahu anh Hâlid Bin Velid’i radıyallahu anh bir rivayete göre Ebû Ubeyde’nin vefatından sonra (18/639), diğer bir rivayete göre ise 638 yılında, ele geçirdiği ganimet mallarından bir kısmını şan ve şeref sahibi kimselere verdiği için azletmiştir. Ebû Ubeyde’nin vefatından sonra başka birinin emri altına girmeyen Halid Bin Velid radıyallahu anh ömrünün geri kalan yıllarını geçirdiği Humus’ta öldü. Kabri oradadır.
MEZARIMI BU KILICIMLA KAZIN!Hazret-i Halid bin Velid 642 M. / H. 21 yılında Humus’ta hastalandı. Yanında silah arkadaşları vardı. Vefat edeceği sırada kılıcını istedi. Kabzasını tutarak şefkatle okşadı. Sonra:
“Nice kılıçlar elimde parçalandı, işte bu ölümümü görecek olan son kılıcımdır. Beni en çok üzen, hayatı hep savaş meydanlarında geçip yatak yüzü görmemiş olan bu Hâlid’in yatakta ölmesidir. Rasûlullah’ın hiçbir ashâbı rahat yatağında ölmedi. Ya savaş meydanlarında veya uzak beldelerde, dini İslâm’ı yayarken garip olarak şehit oldu.
Âh Hâlid! Şehit olamayan Hâlid! Harb benim etimi çiğneyemedi. Şehitlik mertebesi hariç elde etmediğim makam kalmadı. Vücudumda bir karış yer yokdur ki ya kılıç yarası veya bir mızrak yarası olmasın. Ömrü boyunca dini İslâm’ı yaymak için savaşlarda at koşturan kimsenin sonu böyle yatak üzerinde mi olacak? Ölümümü, harp meydanlarında atımın üzerinde, düşmana Allah için kılıç sallarken şehit olarak beklerdim, dedi. Sonra Yermük Savaşı’nı hatırlayarak, “Ah Yermük günü. İnsan kanlarının vadide sel gibi aktığı Yermük!.. Şiddetli bir kırağın olduğu gece, gökten boşanan yağmura karşı, kalkanımın altınğ da gecelediğimi unutamıyorum. O gece muhacirlerden kurulu, akıncı birliğimle baskın yapmak için, sabahı zor etmiştik. Ah... Yermük Harbi... Üçbin yiğitle yüzbin kâfire karşı zafer kazandığımız Mûte’yi bile unutturdun!
Ey yakınlarım! Cihada sarılın. Bu topraklar ancak cihat etmekle korunabilir. Yermük Rumlarla yaptığımız ilk büyük muharebedir. Bundan sonra daha nice savaşlar birbirini takip edecektir.
Sakın gaflete düşmeyin!.. Şimdi kendimi at kişnemeleri arasında “Allah! Allah!” nidalarıyla insanlara dar gelen Yermük Vadisi’nde hissediyorum. Vallahi Rabbimden beni her gazada diriltmesini ve o savaşın hakkını vermeyi isterim...” buyurdu.HALİD BİN VELİD’İN VASİYETİSonra vasiyetimi bildiriyorum: “Beni ayağa kaldırın deyince, ayağa kaldırdılar. Beni bırakınız, şimdiye kadar hep taşıdığım kılıcım, artık beni taşısın” diyerek kılıcına dayandı.
“Ölümü savaşta imişim gibi ayakda karşılayacağım, öldüğüm zaman atımı, muharebelerde tehlikelere dalabilen bir yiğide veriniz. Atım ve kılıncımdan başka bir şeye sahip olmadan öleceğim. Mezarımı bu kılıcımla kazınız. Kahramanlar kılıç şakırdısından zevk alır” buyurdu.
Ve yatağına düşüp kelime-i şehâdet getirerek ruhunu teslim etti. Radıyallahu anh.
Kaynak: Sâdık Dânâ, İslam Kahramanları 1, Erkam Yayınları
İslam ve İhsan
11 Ocak 630’da gerçekleştirilen Mekke’nin fethinde, dört kol halinde şehre giren İslâm ordusunun sağ kol birliğinin kumandanlığını yaptı. Handeme dağının eteklerinde, kumandanlığını Safvân b. Ümeyye’nin yaptığı Kureyş birliğini kısa bir sürede bozguna uğratarak şehrin fethi sırasındaki tek mukavemeti kırdı.
16 Ocak 630 günü Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem onu Nahle vadisinde bulunan Uzzâ putunu yıkmakla görevlendirdi. Hâlid radıyallahu anh Nahle’ye ikinci gidişinde putu yıkıp Resûl-i Ekrem’in yanına döndü. Mekke’nin fethinden sonra çevredeki bazı kabileleri İslâm’a davet amacıyla seriyyeler gönderen Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem, 350 kişilik bir ordunun başına Hâlid’i radıyallahu anh tayin edip Benî Cezîme kabilesi üzerine Gumeysâ’ya gönderdi. Kabile mensuplarının, “Dinimizi değiştirdik” şeklindeki sözlerinden onların Müslüman olduklarına kani olmayan Halid Bin Velid radıyallahu anh öldürülmelerini emretti. Bu olaya üzülen Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem, “Allahım! Ben Hâlid’in yaptıklarından berîyim” dedi ve Hz. Ali’yi radıyallahu anh Cezîme kabilesine gönderip öldürülen otuz kişinin diyetlerini ödetti. Hâlid’i radıyallahu anh kınamakla birlikte cezalandırmadı ve kumandanlık görevinden de azletmedi. Hâlid radıyallahu anh Huneyn Savaşı’nda hafif yaralandı. Kendisini ziyaret eden Resûl-i Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem bir süre sonra, Huneyn’de yenilip Tâif’e kaçan Sakīfliler’i takip etmekle görevlendirerek 100 kişilik bir süvari birliğini onun emrine verdi; ardından kendisi de Tâif’e gitti.HALİD BİN VELİD’İN PEYGAMBERİMİZİN EMRİNDE KATILDIĞI SON SAVAŞHalid Bin Velid’in radıyallahu anh Resûlullah’ın sallallahu aleyhi ve sellem emrinde katıldığı son savaş Tebük Seferi’dir. 630 yılında vuku bulan bu sefer esnasında bir savaş olmayınca Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem tarafından bir askerî birlikle Tebük’ten Dûmetülcendel’e, Ükeydir b. Abdülmelik’in üzerine gönderildi. Bu görevini başarıyla tamamlayıp dönen Hâlid radıyallahu anh, Temmuz 631’de 400 askerle Necran’a giderek Hâris b. Kâ‘b kabilesini İslâm’a davet etmekle görevlendirildi. Hâlid radıyallahu anh, adı geçen kabilenin daveti kabul ederek Müslüman olduğunu haber veren ve ne yapacağına dair tâlimat beklediğini bildiren mektubuna cevap olarak Hz. Peygamber’den aldığı yazılı emir üzerine bu kabileden bir heyetle birlikte Medine’ye döndü. Heyet mensuplarını evinde on gün kadar misafir edip ağırladı. Aynı yıl Vedâ haccına iştirak etti.SAHTE PEYGAMBERLER VE MÜRTEDLERLE MÜCADELEHalid Bin Velid radıyallahu anh irtidad hareketlerine karşı Hz. Ebubekir’in radıyallahu anh yanında yer aldı. Ağustos veya Eylül 632’de Zülkassa’ya gitmek üzere Necid’e doğru hareket eden halifenin yanında, Fezâre kabilesinin zekât mallarına el koyup Medine’ye gönderilmesine engel olan Hârice b. Hısn el-Fezârî kumandası altındaki âsilerle yapılan Zülkassa Savaşı’nda ordunun sancaktarlığını yaptı. Bu küçük çatışmadan sonra Hz. Ebubekir radıyallahu anh, diğer mürtedlerle savaşmak üzere hazırladığı 4000 kişilik ordunun başına Hâlid’i radıyallahu anh başkumandan tayin etti. Hâlid radıyallahu anh, 19 Eylül 632’de, peygamberlik iddiasında bulunan Tuleyha b. Huveylid el-Esedî’nin üzerine yürüdü. Büzâha’da yapılan savaşta mürtedler öldürüldü, Tuleyha ise kaçtı. Hâlid daha sonra, zekât vermeyi reddeden Temîm kabilesiyle savaşmak üzere Bütâh’a gitti. Bazı mürtedlerle kabilenin reisi Mâlik b. Nüveyre’yi öldürdü; karısı Ümmü Mütemmim ile evlendi. Peygamberlik iddiasında bulunan Secâh, Hâlid’in mürtedlere karşı başarı kazandığını görünce iddiasından vazgeçerek bu bölgeden ayrıldı ve Yemâme’ye Müseylimetülkezzâb’ın yanına giderek onunla evlendi.
Hâlid radıyallahu anh, Resûl-i Ekrem’in sallallahu aleyhi ve sellem nübüvvetine ortaklık iddiasında bulunan ve bazı hokkabazlıklarla kendisine bir meleğin vahiy getirdiğini iddia eden Müseylime’nin ortadan kaldırılması için Bütâh’tan Yemâme’ye hareket etti. Yolda Müseylime ve kabilesi Benî Hanîfe’nin Akrabâ adlı yerde toplandıklarını haber alınca o tarafa yöneldi; şiddetli bir savaştan sonra mürtedlerin başı ve ileri gelenleri öldürüldü. 633 yılı başında sona eren ve tarihe Akrabâ Savaşı olarak geçen bu çarpışmada yetmişi muhacir, yetmişi ensardan olmak üzere 600’den fazla şehid verildi. Hâlid, savaştan sonra Benî Hanîfe kabilesinden bir heyeti Medine’ye Hz. Ebubekir’e gönderdi. Bazı rivayetlere göre bu heyetle birlikte kendisi de Medine’ye dönmüştür.HALİD BİN VELİD’İN KABRİ NEREDEDİR?Hz. Ömer radıyallahu anh Hâlid Bin Velid’i radıyallahu anh bir rivayete göre Ebû Ubeyde’nin vefatından sonra (18/639), diğer bir rivayete göre ise 638 yılında, ele geçirdiği ganimet mallarından bir kısmını şan ve şeref sahibi kimselere verdiği için azletmiştir. Ebû Ubeyde’nin vefatından sonra başka birinin emri altına girmeyen Halid Bin Velid radıyallahu anh ömrünün geri kalan yıllarını geçirdiği Humus’ta öldü. Kabri oradadır.
MEZARIMI BU KILICIMLA KAZIN!Hazret-i Halid bin Velid 642 M. / H. 21 yılında Humus’ta hastalandı. Yanında silah arkadaşları vardı. Vefat edeceği sırada kılıcını istedi. Kabzasını tutarak şefkatle okşadı. Sonra:
“Nice kılıçlar elimde parçalandı, işte bu ölümümü görecek olan son kılıcımdır. Beni en çok üzen, hayatı hep savaş meydanlarında geçip yatak yüzü görmemiş olan bu Hâlid’in yatakta ölmesidir. Rasûlullah’ın hiçbir ashâbı rahat yatağında ölmedi. Ya savaş meydanlarında veya uzak beldelerde, dini İslâm’ı yayarken garip olarak şehit oldu.
Âh Hâlid! Şehit olamayan Hâlid! Harb benim etimi çiğneyemedi. Şehitlik mertebesi hariç elde etmediğim makam kalmadı. Vücudumda bir karış yer yokdur ki ya kılıç yarası veya bir mızrak yarası olmasın. Ömrü boyunca dini İslâm’ı yaymak için savaşlarda at koşturan kimsenin sonu böyle yatak üzerinde mi olacak? Ölümümü, harp meydanlarında atımın üzerinde, düşmana Allah için kılıç sallarken şehit olarak beklerdim, dedi. Sonra Yermük Savaşı’nı hatırlayarak, “Ah Yermük günü. İnsan kanlarının vadide sel gibi aktığı Yermük!.. Şiddetli bir kırağın olduğu gece, gökten boşanan yağmura karşı, kalkanımın altınğ da gecelediğimi unutamıyorum. O gece muhacirlerden kurulu, akıncı birliğimle baskın yapmak için, sabahı zor etmiştik. Ah... Yermük Harbi... Üçbin yiğitle yüzbin kâfire karşı zafer kazandığımız Mûte’yi bile unutturdun!
Ey yakınlarım! Cihada sarılın. Bu topraklar ancak cihat etmekle korunabilir. Yermük Rumlarla yaptığımız ilk büyük muharebedir. Bundan sonra daha nice savaşlar birbirini takip edecektir.
Sakın gaflete düşmeyin!.. Şimdi kendimi at kişnemeleri arasında “Allah! Allah!” nidalarıyla insanlara dar gelen Yermük Vadisi’nde hissediyorum. Vallahi Rabbimden beni her gazada diriltmesini ve o savaşın hakkını vermeyi isterim...” buyurdu.HALİD BİN VELİD’İN VASİYETİSonra vasiyetimi bildiriyorum: “Beni ayağa kaldırın deyince, ayağa kaldırdılar. Beni bırakınız, şimdiye kadar hep taşıdığım kılıcım, artık beni taşısın” diyerek kılıcına dayandı.
“Ölümü savaşta imişim gibi ayakda karşılayacağım, öldüğüm zaman atımı, muharebelerde tehlikelere dalabilen bir yiğide veriniz. Atım ve kılıncımdan başka bir şeye sahip olmadan öleceğim. Mezarımı bu kılıcımla kazınız. Kahramanlar kılıç şakırdısından zevk alır” buyurdu.
Ve yatağına düşüp kelime-i şehâdet getirerek ruhunu teslim etti. Radıyallahu anh.
Kaynak: Sâdık Dânâ, İslam Kahramanları 1, Erkam Yayınları
İslam ve İhsan









